Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Sınırda Karbon Düzenlemesi

AB Yeşil Mutabakatı, Avrupa Birliği’nin 2050 yılına kadar net sera gazı emisyonlarını sıfıra indirme ve böylelikle iklim açısından nötr hale gelen ilk kıta olma konusundaki siyasi taahhüdüdür. Ursula von der Leyen başkanlığındaki Avrupa Komisyonu, iklim koruması ve sürdürülebilirlik mücadelesini siyasi gündeminin merkezine yerleştirdi ve uluslararası alanda öncü bir rol oynamak istiyor. Mutabakat ile birçok değişiklik getirilmesi ve bunların birçok sektörü kapsaması planlanıyor. Bu kapsamda finansal piyasa (sürdürülebilir yatırım için bir strateji dahil), enerji arzı, ulaşım, ticaret, sanayi, tarım ve ormancılık gibi alanlarında birçok önlem içeriyor. Yeşil Mutabakat ile 2050 yılına kadar AB’nin temel hedefi, karbon sıfıra ulaşmak ve 2030 yılına kadar önceden planlanandan çok daha fazla CO2 emisyonu tasarrufu sağlamaktır.

Avrupa Yeşil Mutabakatını uzun vadede gerçekleştirmek için bütünsel, politik bir yaklaşım gereklidir. Ticaret politikasından dijital gündeme, araştırma ve inovasyona, ekonomi ve yatırım politikasından “temiz” ve döngüsel bir ekonomi için stratejilere kadar kapsayıcı bir yaklaşımı önemsiyor. Avrupa Komisyonu, Avrupa ekonomisinin uluslararası rekabet gücü, öncelikle “yeşil” teknolojilerde bir başlangıç yoluyla güçlendirilmesini istiyor. Bu nedenle AB Komisyonu, “yeşil” yatırımları teşvik etmek, döngüsel ekonomiyi genişletmek ve sıfır kirlilik eylem planı uygulamak için sürdürülebilir bir Avrupa için bir yatırım planı başlatıyor.

Avrupa Birliği için daha adil ve kapsayıcı politikalar, ekonomik büyümenin önemli koşullarından biri olarak görülmektedir. Yeşil stratejiler, karbon ayak izinin minimuma indirilmesi yatırımlar için temel taşlardan sayılmaktadır. Yaşanılabilir bir dünya için sistemi yeniden inşa etmek ve iklim krizini önlemek zorunluluk haline geldi.

Yeşil Mutabakat, Türkiye’yi de yakından ilgilendirmektedir. Avrupa Birliği, Türkiye’nin en büyük dış ticaret ortağıdır. Bundan dolayı AB’ye entegrasyon uluslararası ticarette önemli bir faktördür. Türkiye’de ihracat yapan şirketler, AB’nin amaçlamış olduğu sürdürülebilirlik, yeşil finansman, sıfır karbon gibi kavramları doğru analiz etmelidir. Bu kapsamda gerekli kriterleri sağlayamayan şirketler, AB pazarında yer alamayacaktır. Avrupa Birliği’nin uluslararası ticarette yürürlüğe koyacağı Sınırda Karbon Düzenlemesi dikkat edilmesi gereken uygulamalardan birisidir. Karbon emisyonlarının azaltılmasını teşvik eden bu düzenlemeyle pazarda yer alan AB’ye ihraç olarak gelen mal ve hizmetlerin karbon vergilendirilmesiyle yeniden fiyatlandırılmasını sağlar. Sera gazı emisyonlarında ticaretteki paydaşlarıyla birlikte çalışmanın önemi vurgulanmaktadır. Özellikle kimya ve IT sektöründeki ürünleri ilgilendiren bu düzenlemeyle ilgili entegrasyonu sağlamayan şirketler ürünlerini gümrükten geçiremeyecek ve dolayısıyla şirketlerin ticaret hacmini olumsuz etkileyecektir. Hem üretici hem de tüketici için sürdürülebilirliği ön plana çıkararak AB pazarında yeşil yatırımları teşvik ediyor.

Yeşil Mutabakatın Türkiye’ye Etkisi

İhracatın büyük kısmını Avrupa Birliği ve üye ülkeleri ile yapan Türkiye için Sınırda Karbon Düzenlemesiyle birlikte karbon salınımının çok fazla olduğu çimento ve yapı, enerji, sanayi ve tekstil gibi sektörler bu vergilendirmeden yüksek maliyetlerle etkilenecek olan sektörlerin başında geliyor.

Türkiye gibi AB’ye ihracat yapan ülkeleri yakından ilgilendirecek olan bu durum rekabet avantajı kavramını yeniden şekillendirecek. Düşük emisyona sahip ülkeler vergiden muaf ya da düşük vergilerle AB ile ticaret yapması mümkün olacakken, Türkiye gibi yüksek emisyon değerlerine sahip ülkeler için ek karbon maliyeti oluşacak. Bu kısa/orta vadede değerlendirmelerin yapılarak sisteme uyumunun sağlanmasını gerektiriyor. Standartlar oturtulduğunda yüklenecek olan yükümlülükler yerine getirilmezse satılacak olan ürün ya da hizmet daha ucuza satılacak, ya da gümrükte oluşan masraflardan dolayı fiyat ve yakınlık avantajı kaybedilecek.

Paris Anlaşması’nın Türkiye’de yasallaşmasıyla sanayide sektör farkı olmaksızın köklü bir değişim olacağının ilk ışıkları yakılmaya başlandı.            Bu köklü dönüşümün en büyük adımları 2021 yılında Ticaret Bakanlığı tarafından Yeşil Mütabakat Eylem Planının yayınlanması, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın adı Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı olarak değiştirilmesi kararları ile olduğunu söylenebilir.

Yeşil Mutabakat kapsamında birçok regülasyon ve mevzuat dönüşümleri artık zorunlu hala geldi. Bu doğrultuda şirketlerin yapması gereken alt yapısal dönüşümler için belirli bütçeler ayırmak. Şirketlerin yeşil dönüşümünde ulusal ve uluslararası düzeyde birçok destek programı ve bulunmaktadır.  Uluslararası alanda şirket vizyonunda mevcut düzeyi yakalamaktansa, 10 yıl sonra yaygınlaşacak üretim teknolojileri, enerji kaynaklarını bugünden hazırlığını yapmak için bir fırsat olan Horizon programı dikkat çekmektedir.

Avrupa Komisyon’un en büyük bütçeyi ayırdığı ve 7 yıllık çerçeve programları şeklinde sunduğu Horizon programları, 2021 yılı itibariyle 9. dönemine Horizon Europe adı ile girdi. Horizon Europe programda bir önceki döneme kıyasla %30’luk bir artış ile 95 Milyar avroluk bir bütçe ayrılmıştır. Sürdürülebilirlik gibi çalışma konularına Avrupa’nın ayırdığı büyük bir bütçe bulunmaktadır. Sırf 8. Dönem kapsamında yani 7 yıl içerisinde 80 Milyar EUR bütçesinin 13.8 Milyar’ını yani %20’sini bu alanlarda projeleri fonlamak üzere atamıştır. Bundan dolayı Avrupa’nın bu konuya verdiği stratejik önem, Türkiye’deki şirketler için de önemli bir fırsat olabilmektedir.

Horizon Europe Danışmanlık Hizmeti ve EU SCALE UP Sürdürülebilirlik Eğitimi ile ilgili daha fazla bilgi almak ve eğitimlerimizden haberdar olmak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Hangi konuda destek olmamızı isterseniz?

Acıbadem Mh. Çeçen Sk. Akasya Kule A3 Blk. No:25-A-28/31 Smartoffice Üsküdar / İstanbul